Halk ve kültür araştırmaları meraklısı / Sanat ve memleket sever / Özünde beşer, o yüzden hep şaşar / İnatlık etmez ama kolay vazgeçmez / Zamanla açılır / Tanıyanlar için canan, tanımayanlar için soğuk nevale / Geceleri balkonda dostlarla sohbet etmek en büyük zevki olan ve sokakların denizle kesişmesinin ne demek olduğunu hiç bilmeyen bir bozkır çocuğu.

 

yüksek sesle düşünmeye korktuğum şeyler var

saat dört yoksun 
saat beş, yok 
altı, yedi, ertesi gün 
daha ertesi 
ve belki kimbilir… 
(…) 
kitap okurum 
içinde sen varsın 
şarkı dinlerim 
içinde sen 
oturdum ekmeğimi yerim 
karşımda sen oturursun 
çalışırım, 
karşımda sen 
(…) 
en güzel deniz, 
henüz gidilmemiş olandır 
en güzel çocuk 
henüz büyümedi 
en güzel günlerimiz 
henüz yaşamadıklarımız 
ve sana söylemek istediğim 
en güzel söz 
henüz söylememiş olduğum sözdür 
(…)
o şimdi ne yapıyor? 
şu anda şimdi, şimdi, şimdi 
evde mi, sokakta mı? 
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? 
kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm 
beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi 
o şimdi ne yapıyor 
şu anda şimdi, şimdi, şimdi 
belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor 
belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir 
her kara günümde onu bana 
tıpış tıpış getiren sevgili 
canımın içi ayaklar 
ve ne düşünüyor, beni mi? 
yoksa ne bileyim 
fasulyenin neden 
bir türlü pişmediğini mi? 
yahut insanların çoğunun neden böyle 
bedbaht olduğunu mu? 
o şimdi ne düşünüyor 
şu anda şimdi, şimdi 
(…) 
saat dört yoksun 
saat beş, yok 
altı, yedi, ertesi gün 
daha ertesi 
ve belki kimbilir… 

seni sevdim 
seni birden bire değil 
usul usul sevdim. 
"uyandım bir sabah" gibi değil 
nasıl yürür özsu dal uçlarına 
ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara… 
seni sevdim 

- Gülten Akın 

…Bu dünyada en güzel şeyler bu gökyüzü, bu sular, bu topraklar değil mi sizce? 
Değil işte. 
Bu dünyada en güzel şey 
Zulüm üstüne seferdi. 
Ben birçok krallar gördüm 
Padişah mendilleri kullandım. 
Cihanda en güzel şey 
Kulluğu yok etmekti. 

İlhan Berk

kararmış çömlek

çok uzaktı geldiğimiz yol. kardeşim, çok uzak. 
ağırdı, çok ağırdı bileklerde kelepçeler. akşamları 
sallayıp başını “vakit geçti” deyince küçük lamba 
dünyanın tarihini okuyorduk belirsiz isimlerde 
mapusane duvarlarına tırnakla kazınmış tarihlerde 
ölümü beklemiş insanların çocuksu çizgilerinde - 
bir yürek, bir yay, zamanı gerçekten yaran bir 
————-yelkenli - 
bizim bitireceğimiz tamamlanmamış dizelerde 
bitmeyelim diye bitirilmiş dizelerde. 
çok uzaktı geldiğimiz yol - zorlu mu zorlu. 
şimdi senindir bu yol. avucunun içinde tutuyorsun 
bir dost elini tutup nasıl dinlersen yürek atışlarını 
kelepçelerin bıraktığı bu izin üstünde. 
düzgün yürek atışı. bir güvenli el. bir güvenli yol. 
yanıbaşında, bu sakat adam çıkarıp ayağını 
bir yana bırakıyor yatmadan önce - kof tahta bacak - 
doldurmalısın onu, çiçek dikmeden önce saksıyı nasıl 
—————dolduruyorsak toprakla 
geceler yıldızlarla nasıl dolarsa 
ağır-ağır nasıl düşünceyle sevgiyle dolarsa yoksulluk. 

karar aldık, bir gün herkesin iki bacağı olacak 
bir neşeli köprüsü gözden göze 
yürekten yüreğe. bu yüzden nerede durursan dur - 
güvertede çuvalların arasında sürgüne giderken 
transit istasyonunun hapishane parmaklıkları 
————-ardında 
"yarın" demeyen ölünün yanında 
acı, sakatlanmış yılların binlerce değneği arasında - 
sen “yarın” deyip rahat ve güvenli oturuyorsun 
insanların karşısında bir dürüst insan nasıl durursa. 

duvarlardaki bu lekeler belki de kandır
- günümüzde her kırmızı kandır -
karşı duvara yansıyan akşam güneşidir belki de.

her akşam sönmeden önce kızıllaşır nesneler
ve daha yakın durur ölüm. parmaklıkların dışında
çocukların ve trenin sesi duyulur.

o zaman daha da daralır hücreler
ama sen başak dolu bir yaylada ışığı düşünmelisin
yoksulların masasındaki ekmeği
pencerede gülümseyen anneleri
ayaklarını uzatacak bir yer bulmak için.

o saatlerde yoldaşın elini sıkarsın
ağaç dolu bir sessizlik olur
ağızdan ağıza dolaşır ikiye bölünmüş sigara
ormanı tarayan bir fener gibi - baharın yüreğine
—————-varan
damarı buluyoruz. gülümsüyoruz.

içimize doğru gülümsüyoruz. ama gizliyoruz
—————şimdilik.
yasa dışı gülümseyiş - güneş nasıl yasa dışı olduysa
gerçek de yasadışı. gizliyoruz bu gülümseyişi
sevgilinin resmini nasıl gizliyorsak cebimizde
yüreğimizin iki yaprağı arasında nasıl gizliyorsak
————-özgürlük düşüncesini.
buralarda hepimiz için tek bir gökyüzü ve ortak bir
————-gülümseyiş var.
bizi öldürebilirler yarın. ama alamazlar bizden
ne bu gülümseyişi, ne de gökyüzünü bizden alırlar.

tarlaların üzerinde gölgemizin kalacağını biliyoruz
yoksul evin kerpiç duvarı üzerinde
yarın örmeye başlayacakları büyük evlerin çatılarında
taze fasulye ayıklayan annenin eteğinde
serin avluda kalacak gölgemiz. biliyoruz bunu.
kutlu olsun acımız.
kutlu olsun kardeşliğimiz.
kutlu olsun dünya.

bir zamanlar kurumluyduk kardeşim, 
çünkü hiç bir güvencimiz yoktu. 
büyük laflar ederdik 
süslerdik dizelerin kollarını altın sırmalarla 
bir uzun sorguç dalgalanırdı şarkımızın alnında 
gürültü ederdik - korkardık, işte bu yüzden gürültü ederdik 
korkumuzu sesimizle kaplardık 
topuklarımızı kaldırıma çalardık 
uzun adımlar, çalımla, 
insanların pencereden izlediği 
ve kimsenin alkışlamadığı 
içi boş topların geçiti gibi geçerdik. 

o zamanlar tahta kürsülerde, balkonlarda söylevler duyulurdu 
radyolar gümbür gümbür tekrarlardı söylevleri 
korku bayrakların berisinde gizliydi 
davulların içinde ölüler sabahlardı 
aşkolsun anlayana 
belki borular uyum sağlıyorlardı adımlara 
ama yüreğe uyum sağlamaktan uzaktılar. biz uyumu arıyorduk. 

silahların, camların parıltısı bir an bir şey verir gibi 
———-oluyordu göze - tek bu 
sonra hiç kimse tek sözcük anımsamıyordu, 
———-anımsamıyordu bir tek söz ya da ses. 
akşam ışıklar sönüp rüzgâr sokaklarda kâğıt bayrakları sürüklerken 
ve dururken kapının önünde silindirin ağır gölgesi 
uyumuyorduk bizler 
serpilmiş sesini topluyorduk sokakların 
serpilmiş adımları topluyorduk 
uyumu buluyorduk, yüreği, bayrağı. 

işte bak, kardeşim, sonunda öğrendik konuşmayı 
tatlı tatlı yalın konuşmayı. 
anlaşabiliyoruz şimdi - fazlası da gereksiz. 
ve yarın diyorum, daha da yalın olacağız 
tüm yüreklerde, tüm dudaklarda aynı ağırlığı edinen 
———-sözler bulacağız 
adıyla anılacak herşey, 
ve ötekiler gülümseyip “böyle şiirleri 
biz de yüzlerce yazabiliriz” diyecekler. bizim de 
———-istediğimiz bu işte. 
çünkü şarkımız insanlardan ayrı sivrilmek için değil, kardeşim 
insanları birleştirmek içindir şarkımız 

demek ki inanmaları için 
"bağıran haklıdır" demeleri için bağırmam 
———-gerekmiyor. 
hak bizden yanadır, biliyoruz bunu 
ve ne denli alçak sesle seslensem de sana, inanacaksın 
———-biliyorum - 
alıştık alçak sesle yarenliğe: tutukluyken, 
———-toplantılarda, yer altında çalışırken işgalde 
alıştık küçük kesik sözlere, korkunun, acının üstünde, 
gündüzün, saatin; gecenin korkunç dilsiz köşelerinin 
———-parolası 
geleceğin ışıklarınca bir an aydınlanan zamanın 
———-kesişmeleri 
acele sözler, yaşamın kısa özeti, en önemli noktalar 
———-yalnız 
bir sigara paketine yazılmış ya da şu kadarcık bir kağıda 
ayakkabının içinde saklı, ya da ceketimizin astarında, 
ölümün üstünde bir büyük köprü gibi bir küçük kağıt. 

bunlar önemli değil, diyecekler, kuşkusuz. 
ama kardeşim sen, biliyorsun: bu yalın sözlerden 
bu yalın davranışlardan, bu yalın şarkılardan 
yaşam boy atıyor, boylanıyor dünya, biz de büyüyoruz. 

pek önemli bir şey yaptım denilemez. 
sadece, sizlerin dokunduğu duvarın yanından geçtim 
———-ben de dokundum ona, yoldaşım, 
sadece yiğitlerimizin, kurbanlarımızın adlarını 
———-okudum transit istasyonlarında 
bende taşıdım size takılan kelepçeleri 
sizlerle acı duydum, düş gördüm 
seni buldum, sen de beni yoldaşım. 

kampta hristo amca bir fırın kurdu. 
durup bakıyordum ne yaptığını bilen yaşlı ellerine 
o yalın, bilgili, yoldaş ellere - 
giitikçe yükseliyordu fırın 
yükseliyordu dünya 
yükseliyordu sevgi 
v sıcak somundan ilk lokmayı tadınca 
bu tadla birlikte içime bir şey sindirdim 
yaşlı duvarcının bilgili ellerinden bir şey 
karşılık beklemeyen erinç gülümseyişinden bir şey 
dünyanın ekmeğini yoğuran tüm yoldaşların 
————ellerinden bir şey 
yararlı ve gerekli nesneleri yaratan insanın 
o erinç güvenini. 

sonra, bir yığın şey öğrendik, ama herşeyi oturup 
———-anlatsam 
hiç bitmeyecek şarkım 
nasıl bitmezse sevgi, yaşam ve güneş. 

yalnız sarılmak için sana ve ağlamak için geliyorum kardeşim 
uzun ayrılıktan sonra sevgilisine dönen vurgun gibi 
bir tek öpüşle beklemiş olduğu o yılları 
öpüşten sonra da anlatarak kendilerini bekleyen yılları. 

saatlerce aynı işaretlere baktık 
yaşamlar boyunca araştırdık bu işareti, 
ama güvenince bir kez ona, verdik yüreğimizi, ellerimizi. 
ve binlerce acılı insanın baktığı o işaret 
bir şeyler ediniyor gözlerimizden, bakışmamızdan 
ve büyüyor, büyüyor, büyüyor, 
nasıl büyüyorsa hamur teknede, ağaç güneşte, umut yüreğimizde. 
ötekilerse, çok büyük, tutulmayan görülmeyen şeyler 
bizim oldu şimdi çünkü onlarla birlikte baktık 
uzun uzun, birlikte sevdik onları, bir parçamız oldular yanımızda 
tuzluk gibi, çatal, tabak gibi, 
ve şimdi aynı şekilde, bir yaprağa bakıyoruz yalın ve sevgiyle 
———-ya da bir yıldıza 
oturduğumuz taşa ya da geleceğin yüksek bacalarına bakıyoruz. 

yüreğim bugün günbatımlarında yalımlanan bir buluta benzemiyor 
ne de cennet’in ağaçları arasında masa kuran meleğe 
çırparak ak kanatlarıyla yıldız kırıntılarını sakallarından eski azizlerin. 

yok böyle bir şey. şimdi geniş, kil bir çömlektir yüreğim 
kaç kez ateşlere sürülmüş 
binlerce yemek pişirmiş yoksullar için 
emekçiler, gezginler için 
işçiler için ve küçük birimleri için 
aç güneş için, dünya için - tüm dünya için - işini gereği gibi yapan 
———-yoksul, islenmiş, kararmış bir çömlektir 
otlar ve arada bir parça et kaynatırm içinde 
aç kardeşlerim altta karıştırırken ateşi 
- herbiri odununu katar 
her biri payını bekler. 

oturmuşlar koyunlarıyla, büyük başlarıyla birlikte 
şimdi tıpkı sizin oturduğunuz gibi çepeçevre 
havadan söz ediyorlar, güneşten, yağmurdan, barıştan 
her geçen gün bakanları çoğaltan işaretten 
hiç bir yıldızın söndüremediği o yıldızdan söz ediyorlar 
ölüler de tablamızın çevresinde toplanıyor 
paylarım bekliyor, onlar da. 

ve bir gömlek kaynıyor, şakıyarak kaynıyor. 

bir kaç gündür rüzgar kovalayıp duruyor bizi. 
çevrede her balışta dikenli tel örgü 
yüreğimizin çevresinde dikenli tel örgü 
umudun çevresinde dikenli tel örgü. havalar soğuk bu yıl. 
daha yakın. daha yakın. islanmış kilometreler toplanıyor 
dört bir yanlarda. 
çocukları ısıtacak küçük ocaklar taşıyorlar 
cebinde yıllanmış paltoların. 

sıraya oturmuşlar, buhar tütüyor yağmurdan, uzaklıktan. 
solukları dumandır uzağa, çok uzağa giden trenin. söyleşiyorlar 
ve odanın solmuş kapısı dönüşüyor kollarını kavuşturup 
kulak kesilen bir aynaya. 
işte bunları duyarak güçlenip doğruluyorum——— 
orada ben de söze karışıyorum ateşe odun atarcasına——— 
canlanıyor ateş, ışık çoğalıyor —-odun attıkça—- 
duvarlar kızıllaşıyor, rüzgar çekiliyor, gıcırdıyor pencereler 
hâlâ çayırda otlayan eşek sıpasını duyuyoruz dışarıda 
ve köpek, ölülerin ayak uçlarına oturmuş, rahat. 
güneşin doğmasını bekliyoruz. 

rüzgâr dindi. sessizlik. düşünceli bir saban——— 
tarlayı sürmek için bekliyor ——— odanın bir köşesinde. 
daha iyi duyuluyor çömlekte fokurdayan su. 

tahta sırada oturup bekleyenler 
yoksullar, bizimkiler, güçlüler, 
emekçiler, proleterler. 
———bir bardak şaraptır onların her sözü 
bir lokma kara ekmektir 
kayanın yanında bir ağaçtır 
bir penceredir güneşe açılmış. 

bizim isalarımızdır onlar, bizim ermişlerimiz 
kömür yüklü vagonlar gibi ağır pabuçları 
ellerinde kuşkusuz davranış——— 
çalışmış eller, zorlu, nasırlaşmış eller 
tırnaklan yıpranmış, sert kılları 
insanın tarihi kadar geniş baş parmak 
uçurumun üzerindeki köprü gibi karışı. 

tarihin arşivinde de saklıdır parmak izleri 
sadece cezaevlerinin arşivlerinde değil, 
sık örülmüş demiryollarıdır parmak izleri 
geleceğe uzanan. ve benim yüreğim yoldaşım 
kilden, kararmış bir çömlektir 
üstüne düşeni gerektiği gibi yapan. 

şimdi çocuklarım, masal söyleyen dedeler gibi düşünüyorum 
(sakın gücenmeyin bana “çocuklarım” dedim diye sizlere, 
belki sadece yaşça ileriyim sizden 
o kadar 
ve yarın siz “çocuğum” diyeceksiniz bana, ve ben gücenmeyeceğim 
çünkü var oldukça dünyada gençlik ben genç olacağım 
bana “çocuğum” deyin, çocuklarım)——— 
böylece, şimdi düşünüyorum çocuklarım 
bir sözcük arıyorum özgürlüğün boyuna denk: 
ne daha uzun ne daha kısa 
———fazlası yakışıksız 
azı utangaçtır 
amacıma gelince böbürlenmek değil 
ne aşağıyım ne de üstünüm herhangi bir insandan. 

varacağız şarkımıza. iyi biliyoruz bunu. senin görüşün nedir, 
yoldaşım? 
iyi, iyi. 
otlar kaynadı. yağı az. zararı yok. 
fazlasıyla iştahımız, yüreğimiz fazlasıyla. 
zamanıdır. 

burada kardeş bir ışık var ——— eller, gözler yalın. 
burada ne sen benden üstün ne ben senden üstün olmalıyız 
burada her birimiz kendinden üstün olmalıdır. 
burada büyük duvarın yanı sıra bir akarsu gibi akan 
bir kardeş ışık var. 
düşlerimizde bile duyarız bu akarsuyu. 
ve uyurken battaniyeden sarkıp elimiz 
ıslanır bu akarsuda. 

iki damla çırpsan bu sudan karabasanın yüzüne 
kaçar duman olur ağaçların berisinde. 
ölümse bir yapraktan başka bir şey değildir 
yükselen bir yaprağı beslemek için düşen. 

ağaç şimdi seninle göz göze şimdi yapraklarının arasında 
senin kökün yolunu gösteriyor bütünüyle 
sen dünya ile göz gözesin ——— bir şeyin yok gizleyecek. 

ellerin temiz, güneşin kalın sabunuyla yıkanmışlar 
dostların masasına çıplak bırakıyorsun ellerini 
güvenip bırakıyorsun ellerini yoldaşların ellerine. 

davranışları gösterişsiz, kesin onların. 
ve arkadaşının ceketinden bir saç kılı aldığında bile 
takvimden bir yaprak koparır gibisindir 
dünyanın dizemini hızlandıracak olan. 
dünyaya gülmesini öğretene dek 
daha çok ağlayacağını bilmene karşın. 

demek ki bir çömlek. o kadar. 
kilden, kararmış bir çömlek, 
kaynıyor, kaynıyor şakıyarak, 
güneşin altında kaynıyor şakıyarak. 

Yannis Ritsos